OKULÖNCESİ EĞİTİM

13/1/2007 - Anne-Babalar'a

Kategori: okuloncesi

 

“ Aya çıkan insanla iletişim kurabilecek sistemleri geliştirmiş bulunuyoruz.

Buna karşın, çoğu kez, öğretmen öğrenciyle, eşler birbirleriyle, zenci beyazla ve anne kızıyla, baba oğluyla konuşamıyor.”

 

 

 

BENİM ÇOCUĞUM…

 

 

 

Bana Sahip Olduğunu Sandıkça

Hata Yapıyorsun.

Benim Sadece Ben Olduğumu Kabul Et.

Saçım, Gözüm, Kaşım Sana

Benzeyebilir.

Ama… Benim de Kişiliğim Var.

Kişiliğimin Henüz Oluşmadığını ya da

Tamamen Sana Ait Olduğumu

Düşündükçe Yanılıyorsun.

Ben Sana Bunun Tam Aksini İspat

Ettikçe de Hayal Kırıklığına

Uğruyorsun.

 

Senin Çocuğun!

 

Bu cümleyi ne kadar sık kullandığınızı bir düşünün…“ Benim çocuğum ”. Belki de, daha ilk baştan, kendi kendimizi öylesine şartlıyoruz ki…”Benim çocuğum kıskanmaz… Benim çocuğum yalan söylemez… Benim çocuğum eşyalara zarar vermez… Benim çocuğum aşırılılar yapmaz… Benim çocuğum uyumludur… Arkadaşlarıyla kavga etmez… Benim çocuğum örnek bir çocuk olacak, çünkü… Çünkü ‘o’ benim çocuğum!”

 

Belki de ilk hata burada yatıyor. Dünyaya getirdiğiniz o minicik varlık sizin çocuğunuz olduğu için, çocuklukla ilgili olan duyumsama ya da davranışları yapmayacak mı? Sanki aranızda – elbette tek taraflı bir sözleşme imzaladınız: “Sen sakın diğer çocuklar gibi olma, olur mu?” Aslında bu sözün altında gizliden gizliye şu anlam yatıyor: “Sen sakın çocuk olma, olur mu ?”

 

Sizlere rehber olması amacıyla hazırlanan bu yazıda zaman zaman kendi hatalarınızı görecek ve belki de rahatsız olacaksınız. Bu çok doğal. Çünkü her birimiz anne – baba olarak, anne – babaların hata yapacağı gerçeğini henüz kabullenmiş değiliz. Tıpkı anne – babalarımızın da kendilerini kusursuz gördükleri gibi.

 

Ne ilginçtir ki, kendimizi arkadaş olarak hata yapabilir görürüz; abla, ağabey, kardeş olarak da hata yapma olasılığımız vardır; eş olarak ise hatalar yapma özgürlüğüne sahibiz. Ancak yaşamımızda bir anne olarak ya da bir baba olarak hatalı olduğumuzu asla kabullenmeyiz. Geceleri yatağımıza uzanıp da, kendimizle baş başa kaldığımız anlarda bile, çocuğumuzla ilgili yanlışın nerede yapıldığını düşünürken, kendimizi en son neden olarak değerlendirme sırasına koyarız. Acaba eşimiz iyi bir anne değil mi, ya da tam tersi eşimiz bir baba olarak çocuğumuzla yeterince ilgilenmiyor mu? Kendimize gelmeden önce sırayı birçok insan alır: Anneanneler, babaanneler, dedeler, teyzeler, halalar, bakıcılar, kreş öğretmenleri! Tanrım… Bir türlü “Hatalı olan ben miyim?” diyemeyiz. Böyle bir olasılık çok düşüktür. “ Ben, onu her şeyden çok seven ben… Onu koruyan, üzerine titreyen. Eh… Tamam, ara sıra kızıp, bağırıyorum ama…”

 

Şimdi lütfen kendinize ve çocuğunuza karşı dürüst olmayı deneyin. Şu an kimse sizi duymuyor, hatta görmüyor bile. En azından düşüncelerinizi okuma gücüne sahip biri yok. Hadi kendinizi biraz analiz edin. Nasıl mı? Bu konuda size yardımcı olabilirim. Aşağıda birkaç önemli soru var. Bu sorulara tüm içtenliğinizle yanıt vermeniz yeterli. Yanıtlarınız “Evet”, “Hayır” ve “Bazen” seçeneklerinden biri olmalı.

 

Ama kendinize bu testi uygulamadan önce, rahat, sessiz ve huzurlu bir ortam seçmelisiniz. Yalnız olmalısınız. Eğer sinirli, gergin ve önyargılarla donatılmış olduğunuzu hissediyorsanız, bu küçük testi yapmayı ertelemenizi öneririm.

 

Bu test, günlük yaşamında sizin çocuğunuza verdiğiniz tepkilerin ne derece olumlu veya olumsuz olduğunuzu anlamanıza ve çocuğunuzla aranızdaki iletişimin derecesini ölçmenize yardımcı olacaktır.

 

Bu test annenin cevaplaması için hazırlanmıştır.

 

1- Sabahları uyandığımda, işe yetişmek zorunda olduğumdan, çocuğumu doğru dürüst dinlemeye vaktim olmuyor.

Bu yüzden, sabahları çocuğumla iletişim kurma gibi bir şey söz konusu olamıyor.

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

 2- Çalışan bir anne olduğum için, daima çocuğuma az vakit ayırmak zorunda olmanın ya da hiç vakit ayıramamanın vicdan azabını sık sık yaşarım.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

3- Akşam yemeklerimiz bir meydan savaşı gibidir. Çocuğum yemek için direnir, ben ise en sonunda dayanamam ve olanlar olur. O ağlayarak odasına gider. Ben de çoğunlukla ona nasıl davranacağımı bilemem.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

 

4- Bizim evde uyku problemi vardı. Her akşam aynı şeyleri yaşarız. Çocuğum biz yatmadan yatmak istemez. Üstelik geceleri kalkıp yanımıza gelir. Artık bu öylesine rutinleşti ki, ne babası, ne de ben ona hiçbir tepki vermiyoruz.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

5- Bazen gözümün içine baka baka, altına çişini yapar. O anda tüm kanımın beynime sıçradığını hissederim. Kendimi tutamayıp, ona vurduğum olur.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

6- Çoğu zaman “çalışan kadın” arzu ederim. Çünkü ev işleri, yemek, çamaşır, ütü derken, çocuğumla ilgilenecek vakit kalmadığı gibi, her gün aynı şeyleri defalarca yapmaktan sinirlerim geriliyor ve çocuğuma karşı tahammül sınırlarım gitgide daralıyor.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

7- Eşimle aramızda, çocuk yetiştirme konusunda uçurumlar var. Çocuğum bir şey istediğinde ben “hayır” derken, o “evet” diyor. Artık ben bir şeye izin vermediğimde çocuğum koşa koşa babasına gidip beni şikâyet ediyor.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

8- Çocuk psikolojisi ve çocuk yetiştirme yöntemleriyle ilgili kitapları okuma fırsatım olmuyor.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

9- Çocuğumun, en küçük ihtiyacını bile benim karşılamamı beklemesi, sinirlenip ona bağırmama neden oluyor.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

10- Beni kızdırdığı zaman, çocuğumu dövüyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu test babanın cevaplaması için hazırlanmıştır.

 

1- Bir baba olarak çocuğuma karşı her türlü sorumluluğu yerine getirdiğime inanmıyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

 

 

2- Çocuğumla iletişim kurmada zorlandığımı hissediyor ve bu yüzden üzülüyorum. Ama ne yapacağımı da bilemiyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

3- Akşamları o kadar yorgun oluyorum ki,  çocuğumla bir görevi yerine getirirmiş gibi oynuyor ve oyun çabuk bitsin diye de elimden geleni yapıyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

4- Söz dinlemediği zamanlar onu fiziksel ya da duygusal olarak cezalandırıyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

5- Eşimin çocuğuma karşı aşırı hoşgörülü olduğunu düşünüyorum. Açıkçası ben o kadar hoşgörülü değilim.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

6- Çocuğumun bitmek tükenmek bilmeyen sorularını her zaman yanıtlayamıyor ve geçiştiriyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

7- Çocuk psikolojisi ve yetiştirme yöntemlerine ilişkin kitapları okumaya fırsatım olmuyor.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

8- Eşimle, çocuğumuzu yetiştirme tarzımızda farklılıklar var ve bu beni rahatsız ediyor.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

9- Yorgun ve sinirli olduğumda, yaramazlıklarına dayanamıyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

10- Çocuğuma olan ilgimi, ona yansıtamıyorum.

 

Evet (     )                                    Bazen  (     )                                       Hayır  (     )

 

 

 

 

 

Hem anne, hem de babalar için testin değerlendirmesi:

 

Verdiğiniz cevaplarda “Evet” lerin sayısı çoğunluktaysa, çocuğunuzla aranızdaki iletişim oldukça sınırlı demektir. Bu durumda, iletişimi iyileştirici yöntemlere başvurmamız gerekiyor.

 

Verdiğiniz cevaplarda “Bazen” ler çoğunluktaysa, ocuğunuzla aranızdaki iletişim çok yoğun olmamakla birlikte, hoşgörünüz sizinle çocuğunuz arasındaki diyaloğu korur.

 

Ancak bu tehlikeli bir durumdur ve her an değişebilir. Bu durumda bir an önce iletişimi yoğunlaştırmanız gerekiyor.

 

Verdiğiniz cevaplarda “Hayır” lar çoğunluktaysa, sizinle çocuğun arasında güvenilir bir iletişim söz konusu demektir. Günlük yaşamın stresi ve koşuşturması ile çocuğunuz arasındaki ilişkiyi dengeleyebiliyor ve ayırt edebiliyorsunuz.

 

Verdiğiniz cevaplar “evet, bazen ve hayır” lar arasında gidip – geliyor ve değişim gösteriyorsa, çocuğunuzla olan iletişiminiz istikrarsızlık göstermektedir. Bu durumda dengeyi bulmanız gerekiyor.

 

Anne – baba – çocuk iletişiminde dengeyi sağlamak, kısa sürede olabilecek bir şey değildir. Bu, görev gerektirir. Duygusal yatırım, yani çaba gerektirir. Dolayısıyla birdenbire oluşmaz ve zaman alır. Ama her şeyden önce, bir anne ya da bir baba olarak, şuradan başlamak sizi başarıya götürecektir. “Hatalarımı kabul ediyorum ve düzeltmek için de, yeterli güce sahibim.”

 

Ancak, bunu sakın, yarına, ertesi güne, ya da daha ertesi güne ertelemeyin. Başlamak için ne bekliyorsunuz?...

 

 

                                                                           Haydi…

                                                                                               Hemen…

                                                                                      Şimdi…

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/1/2007 - çok tatlı

Kategori: bebek

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

13/1/2007 - ZİHİNSEL GERİLİK

Kategori: ozelegitim

               Zihinsel Öğrenme Yetersizliği Nedir?


 

Zihinsel öğrenme yetersizliği, zihinsel gelişim yetersizliğinden dolayı, bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumudur. Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların zihinsel işlevleri ve sosyal davranışları yaşıtlarına göre geri ve yetersizdir. (Geç ve güç öğrenirler, sınıf veya toplum içindeki kurallara uymakta zorlanabilirler). Sosyal davranışlar dediğimizde, çocuğun yaşına ve yaşadığı çevreye uygun davranışlar göstermesini ifade etmekteyiz. Bu davranışlar çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel döneme ve içinde yaşadığı topluma bağlı olarak değişmektedir.

Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar problemlerinin ağırlığına göre hafif, orta ve ağır düzeyde olmak üzere üç gruba ayrılır. Gruplama çocuğun gereksinimlerinin belirlenmesi, bu gereksinimleri en iyi ve uygun şekilde karşılayacak eğitim programlarının hazırlanması ve çocuk için en uygun eğitim ortamının bulunması amaçlarıyla yapılmaktadır. 

Hafif Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği

Bireyin, temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur.

Orta Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği

Bireyin, gecikmeli bir konuşma ve dil gelişimi, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur.

Ağır Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği

Bireyin, ciddî biçimde konuşma ve dil gelişimi güçlüğü, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel öz bakım becerilerini öğrenmesinde ortaya çıkan gecikme durumunu ifade eder.

Hafif ve orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların birçoğu zihinsel ve fiziksel gelişimleri açısından yaşıtlarından önemli bir farklılık göstermediği için genellikle okula başlayana kadar bu çocuklardaki gelişim geriliklerinin pek farkına varılmaz. Okula başladıklarında, özellikle akademik çalışmalarda karşılaştıkları güçlükler sonucunda gerilikleri ortaya çıkar.

Ağır düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar ise daha önce fark edilebilirler.

Erken tanı ve erken eğitim ile bu çocukların bulundukları noktadan çok daha ileri bir yere gelebildikleri, başarılı olabildikleri görülebilmektedir.

ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİNİN
NEDENLERİ NELERDİR?

Zihinsel öğrenme yetersizliğinin nedenlerini bulmak ve belirlemek son derece güçtür. Pek çok nedenden kaynaklanıyor olabilir. Bir gruplama yapacak olursak, zihinsel öğrenme yetersizliğinin nedenlerini kalıtımsal, organik ve çevresel nedenler olarak üç grupta toplayabiliriz.

Kalıtımsal Nedenler: Eğer ailede kalıtsal bir rahatsızlık veya hastalık var ise bunlar hastalıklı genler yolu ile çocuklara geçmektedir. Özellikle akraba evliliklerinde bu risk daha yüksek olmaktadır.

Mongolizm (down sendromu), Fenilketanuri, Hidrosefallik ve Mikrosefallik örnek olarak verilebilir.

Organik Faktörler: Kalıtsal olmayan ancak doğum öncesi, doğum sırasında ve doğum sonrasında meydana gelebilecek faktörlerdir. Bu faktörler şöyle sıralanabilir:

* Vücut biyokimyasındaki ve metabolizmasındaki bozukluklar (Annenin herhangi bir rahatsızlığının olup olmadığı, meselâ annenin şeker hastalığı olabilir.).

* Annenin gebeliği sırasında ortaya çıkan sorunlar: Örneğin; alınan çeşitli ilâçlar, zararlı maddeler; alkol, sigara, uyuşturucu gibi. Ayrıca hamilelik döneminde; annenin geçirdiği bulaşıcı hastalıklar, kazalar ve zehirlenmeler, röntgen çektirme, kromozom bozuklukları, beslenme yetersizlikleri, kan uyuşmazlığı zihinsel gelişme geriliğine yol açabilen en önemli nedenlerdir

 

* Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, zor doğum nedeniyle kullanılan bazı araçların (forseps, vakum vb.) bebeğe zarar vermesi, erken veya geç doğum gibi nedenler de zihinsel öğrenme yetersizliğine yol açabilmektedir. Bu yüzden doğumun ehliyetli kişiler tarafından yaptırılması önem arz etmektedir.

* Doğum sonrasında çocuğun geçirdiği bulaşıcı ve ateşli hastalıklar (Rubella, kızamık, menenjit, su çiçeği, çocuk felci, frengi vb.), kazalar (Düşme, çarpma vb.), travmalar (kafaya alınan darbeler), zehirlenmeler, çocuğun beyin gelişimini etkileyecek yapısal bozukluklar ve hormonal düzensizlikler zihinsel gelişme geriliğine yol açabilen en önemli nedenler arasındadır. 

Sosyo-Ekonomik, Kültürel ve Çevresel Nedenler: Yetersiz beslenme, çevresel uyarıcıların yokluğu, sosyal ve ekonomik şartların uygun olmaması çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmekte ve zekâ geriliklerine neden olabilmektedir. Çocuğun zihinsel becerileri yeterli ve yaşıtlarına uygun olsa bile yetersiz beslenme, ev ortamının uygun olmaması, uyarıcı eksikliği, oynaması ve çevreyi keşfetmesi için çocuğa gerekli fırsatların sağlanmaması gibi durumlar çocuğun hafif derecede zihinsel özürlü olmasına yol açabilir.

Bunların önüne geçmek için yapılması gerekenler ise yeterli olgunluğa erişmeden evlenmemek, akraba evliliklerinin önüne geçmek, doğru zamanda çocuk sahibi olmak, hazır olmadan çocuk sahibi olmamak ve hamilelik sırasında mutlaka doktor kontrolünde olmak, bebeğin aşılarını düzenli yaptırmak diye sıralayabiliriz.

 

 

 

 

 

 

ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ OLAN
ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar da normal yaşıtları gibi temelde aynı psikolojik, fizyolojik, sosyal, duygusal gereksinimlere sahiptirler. Kendi aralarında da bireysel farklılıklar gösterirler.

 

Zihinsel özürlü çocukların en temel/belirgin özelliği olarak gelişim hızlarının yaşıtlarından yavaş olmasını söyleyebiliriz. Bu gecikme gelişimin tüm alanları için geçerlidir. Bir bebeğin zihinsel özürlü olduğunu söylüyorsak, bu bebeğin yuvarlanma, emekleme, yürüme ve konuşmaya başlama gibi gelişim alanlarında yaşıtlarını geriden takip ettiğini ifade ediyoruz demektir. Genel olarak bu çocukların özelliklerini şöyle sırayabiliriz:

* öğrenmede yavaşlık,

* dikkat dağınıklığı,

* konuşma bozukluğu ve gecikmiş konuşma,

* duyu-motor problemleri,

* günlük yaşama ilişkin becerilerde yetersizlik (hafif derecede zihinsel özürlülerde bu yetersizlik daha az düzeydedir)

* sosyal becerilerde yetersizlik (Hafif derecede zihinsel özürlülerde bu yetersizlik daha az düzeydedir.)

Bu özellikler genel olarak tüm zihinsel özürlü çocuklarda görülmekte ancak bu becerilerdeki başarısı, yeterliliği zihinsel özürün derecesine göre değişmektedir. Örneğin hafif derecede zihinsel özürlü bir çocuk sosyal gelişimi ve günlük yaşam becerilerinde yeterli bir çocuktur. Temel probleminin öğrenme ve dikkat dağınıklığı ile ilgili olduğu kabul edilmektedir. Orta/ağır derecede zihinsel özürlü çocuk ise bu alanların tümünde birden yetersizlik gösteren, destek gereksinimi olan çocuktur.

Öğrenme Özellikleri

Bu çocuklar da pek çok beceriyi normal yaşıtları gibi öğrenirler. Ancak öğrenmeleri daha yavaş ve güç olur. Zihinsel yetersizlikleri arttıkça öğrenme yavaşlar ve zorlaşır. Bu çocukların dikkatlerini bir konu üzerinde toplamada ve bir işi sonuna kadar sürdürmede güçlükleri vardır.

Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar öz-bakım becerilerini (yeme-içme, giyinip-soyunma, tuvalet vb.) okuma-yazma, matematik gibi okul ile ilgili temel becerileri kazanabilirler. Uygun iş eğitimi aldıklarında yetişkinlik döneminde uzmanlık gerektirmeyen, basit işlerde çalışabilir. En az destekle ya da desteğe gereksinim duymadan yaşamlarını sürdürebilirler.

Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar öz-bakım becerilerini kazanabilirler. Çoğunluğu okuma-yazma ve aritmetik becerileri ancak, sık karşılaştıkları bazı sözcükleri, işaretleri ve sayıları tanıyabilirler. Bu çocuklar çok basit bazı iş becerilerini öğrenebilir, örneğin paketleme, etiket yapıştırma gibi mekanik işleri yapabilirler. Yaşamlarını sürdürmede daha çok yetişkin desteğine ihtiyaç duyarlar. Zihinsel yetersizliğin derecesinin artmasıyla çocukların yeme-içme, giyinip, soyunma tuvalet gereksinimini giderme gibi temel becerileri kazanmada zorlandıkları gözlenir. Buna paralel olarak diğer kişilere bağımlılıkları artar.

Konuşma Özellikleri

Bu çocukların dil ve konuşma gelişimleri normal yaşıtlarınınkine benzer aşamaları izler. Konuşmayı normal çocuklar gibi öğrenirler, ancak zihinsel yetersizliğe bağlı olarak konuşmaları daha geç gelişmekte ve daha fazla konuşma bozukluğu göstermektedirler. Zihinsel yetersizlik arttıkça dil ve konuşma problemleri de artmaktadır.

Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar normal yaşıtlarına göre daha geç konuşmaya başlarlar. Sözcüklerde bazı sesleri atlama, bazı sesleri ekleme veya sesleri yanlış söyleme gibi konuşma bozuklukları görülür. Sınırlı sözcük ve cümlelerle de olsa çevresindekilerle konuşarak iletişim kurabilirler.

Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar konuşma problemlerine ek olarak çok daha sınırlı sözcük ve cümlelerle duygu,düşünce ve isteklerini ifade edebilirler. Konuşmanın çok sınırlı ya da hiç olmadığı durumlarda isteklerini ifade etmek için sesler ya da işaretler kullanabilirler.

Sosyal Duygusal Özellikleri

Zihinsel yetersizliği olan çocuklar normal yaşıtlarına göre daha fazla sosyal ve duygusal problemler göstermektedirler. Bu çocukların zihinsel gelişimlerinin geri olması nedeniyle sosyal becerilerindeki yetersizlikleri ve diğer insanların onlara yönelik olumsuz tavırları, bu duruma neden olan temel etkenlerdir.

Yaşıtlarından kabul gördüklerinde hafif derecede zihinsel yetersizliğe sahip çocuklar onlarla birarada olup kolayca anlaşabilirler. Yapabileceklerinden daha zor görevler vermek, onların gereksiz yere başarısızlık duyguları yaşamalarına neden olur. Diğer taraftan yapabileceklerinden daha basit görevler vermek ise onların kolayca sıkılmalarına yol açabilir. Bu çocukların başarılı oldukları konularda, çeşitli oyunlarda normal arkadaşlarıyla biraraya gelmeleri, yapamadıklarından çok, yapabildiklerinin vurgulanması, başarabilecekleri işlerde onlara fırsat verilmesi duygusal açıdan kendilerine daha çok güvenmeleri yönünden önemlidir.

Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olanlar ise normal yaşıtlarından gerek zihinsel, gerek fiziksel ve gerekse sosyal yönden epeyce farklı olduklarından, yaşıtlarıyla kaynaşmaları daha güç olmaktadır. Diğer gelişim özelliklerinde olduğu gibi sosyal beceriler de zihinsel yetersizliğin derecesine bağlı olarak değişecek, en alt grupta olan çocukların bu becerileri de çok sınırlı olacaktır.

Fiziksel Özellikleri

Zihinsel yetersizliği olan çocukların fiziksel görünümleri ve sağlık durumları, özürün derecesine göre değişmektedir. Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocukların görünüş ve motor becerileri genelde normal yaşıtlarından farklı değildir.

Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklarda ise durum biraz farklı olabilir. Down-Sendromlu çocuklarda ortak fiziksel özellikler mevcuttur. Kulak, baş, göz, parmak yapısı ve kasların zayıflığı gibi ayırıcı özellikler bulunur. Bu gruptaki çocukların çoğunda eşgüdüm, denge problemleri ve ince-el becerilerini gerektiren işleri yapmada güçlükleri vardır. Yarısına yakınında ise beyin hasarı olmasından ötürü işitme, görme ve fiziksel durumlarında bozukluk gözlenebilir. Bu özürlerin ağırlık derecesine göre fiziksel işlevlerini yerine getirmelerinde yapılacak yardım farklılık gösterir. 

 

 

ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ OLAN
ÇOCUKLARIN EĞİTİM SÜRECİ

Bebeklik Dönemi

Günümüzde çocuğun eğitimine başlamak için belli bir yaşa gelmesi beklenmemektedir. Bebeklik dönemi gelişim sürecindeki en önemli dönem olduğundan, bebeğin problemi belirlenip, tanısı konur konmaz eğitimine başlanması ile gelişimin temellerinin atılmış olacağı kabul edilmektedir. Bu dönemde çocuğun bakım, sevgi, şefkat gibi gereksinimlerini karşılamanın yanı sıra onun için uygun ortam düzenlememiz, uygun oyuncak ve araçlar seçmemiz gelişimini olumlu yönde etkileyecek ve hızlandıracaktır.

Bebeklik döneminde çocuk için en önemli kişiler anne-babalar ve diğer aile bireyleri, en önemli ortam ise ev ortamıdır. Bebeği en iyi tanıyan onun gereksinimlerini en iyi bilen kişiler bebeğin anne-babasıdır. Bebeğe nasıl yardım edileceği, eğitimine nasıl başlanacağı konusunda, bu alanda çalışan kurum /kuruluş ve kişilerle iş birliği yapılabilir.

Bebeklik döneminde çocukların kazanmaları gereken temel beceriler, gördüğü bir nesneye ya da oyuncağa uzanma, gördüğü oyuncağı tutma/yakalama, oyuncağı birkaç dakika süre ile tutma gibi küçük motor beceriler, oturma, emekleme, yürüme gibi büyük motor beceriler ile ses çıkarma, çevredeki sesleri dinleme/tepki verme gibi konuşmaya ilişkin becerilerdir. Çalışmalar sırasında bebek henüz hazır olmadığı becerilere zorlanmamalıdır. Bebeğin gelişimi iyi takip edilmeli, yapabileceği, hazır olduğu beceriler öğretilmeye çalışılmalıdır. Bebek hazır olmadığı becerilere zorlanırsa sürekli başarısızlık yaşayacak, bu da onun kendine güvenini, anne babayla iş birliğini olumsuz yönde etkileyecektir.

Okul Öncesi Dönem

Bu dönemde çocuğun, gelişimin her alanı ile ilgili olarak yeni beceriler kazanmaya, deneme/yanılma yapmaya gereksinimi vardır. Okul öncesi dönemde kazanacağı bilgi ve beceriler hem onun anne babaya ve diğer yetişkinlere olan bağımlılığını azaltacak, hem de daha sonra öğreneceği okuma-yazma gibi akademik becerilere temel oluşturacaktır. Bu dönemdeki kazanılması beklenen beceriler öz-bakım becerileri, motor becerileri, iletişim becerileri ve bilişsel becerilerdir.

Öz-bakım becerileri:Çocuğunun kendisine bakmasını sağlayacak giyinme-soyunma, yemek yeme, elini-yüzünü yıkama, tuvaletini yapabilme gibi beceriler öz-bakım becerileridir.

Motor beceriler:Kolları, bacakları, ayakları ve gövdesini kullanarak yapabileceği yürüme, koşma, zıplama, atlama, tırmanma gibi büyük motor beceriler ile parmakları, elleri, bilekleri ve elleri-gözlerini birarada kullanarak yapacağı kesme, yapıştırma, boyama, çizme, düğme ilikleme gibi beceriler bu grupta yer alır.

İletişim becerileri: Bu beceriler konuşulanları dinleme, anlama ile konuşma becerileri olarak iki grupta toplanır. Çocuk konuşmasa bile anlaması, anladığını anne babaya gösterebilmesi çok önemlidir. Onunla konuşmak, öykü okumak, masal anlatmak, oyun oynamak ve şarkı söylemek onun anlama becerisini geliştirecektir. Bu etkinlikler aynı zamanda çocuğun anne babayı taklit etmesini, konuşmasını da geliştiren etkinlikler olacaktır. Görsel beceriler; çocuğun resimleri, nesneleri, şekilleri tanıması, benzerliklerini ve farklarını hatırlayabilmesini sağlayan becerilerdir. İşitsel beceriler ise; sesleri tanıması, seslerdeki benzerlikleri ve farklılıkları ayırt edebilmesi ile ilgili becerilerdir. Çeşitli kelime oyunları, tekerlemeler, çeşitli sesleri ayırt etme (kapı zili, araba sesi, çocuk ağlaması gibi) ile çeşitli resim-şekilleri eşleştirme, bul-yap oyunları çocuğun bu becerileri kazanmasına yardımcı olacaktır.

Bilişsel beceriler: Bilgileri akılda tutma, hatırlama, ilişkileri, benzerlikleri/farklılıkları bulma, nesneleri sınıflama ve problem çözme gibi becerilerin hepsi bu grupta yer alır. Çocuk normal yaşıtlarıyla birlikte olduğu zaman onlardan taklit yoluyla birçok beceriyi , aynı zamanda ortaya çıkan problemlerle baş etmeyi de öğrenir. Eğer çocuğun becerileri yaşıtlarının becerilerinden çok farklı ise bir başka deyişle, çocuk ağır derecede zihinsel öğrenme yetersizliğine sahipse yuva/ana okulu gibi kurumlar uygun eğitim ortamı olmayabilir. Bu durumda çocuk özel eğitim okullarının ana sınıflarına, özel eğitim merkezlerine devam edebilir ya da bazı kurumlarca sağlanan erken eğitim programlarına katılabilir. Unutulmaması gereken nokta, problemler ne kadar erken belirlenir, ne kadar erken tedbir ve yardım alınırsa, bu hem çocuk hem de diğer aile bireyleri için yararlı olacaktır.

Okul Dönemi

Bu dönemde, çocuğun özelliklerine en uygun eğitim ortamına yerleştirilmesi çok önemlidir. Burada çocuğun eğitim ortamı seçilirken en önemli kriter çocuğun özellikleri olmalıdır. Bu nedenle çocuğu çok iyi tanımak gerekmektedir. Zihinsel öğrenme yetersizliği olduğu düşünülen veya tanısı konulmuş çocuğa sahip ailelerin eğitim ortamını seçerken başvurabileceği kurumlar “Okullar, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile hastanelerin Çocuk Ruh Sağlığı Bölümleri” gibi kurumlardır. Ailelerin yönlendirilmesinde rehberlik ve araştırma merkezleri başlıca kurumlardır. Çünkü çocuğun eğitsel yönden değerlendirilmesi Eğitsel Tanılama, İzleme ve Değerlendirme Ekibi tarafından yapılmaktadır. Bu ekip rehberlik ve araştırma merkezi bünyesinde oluşturulur. Bu ekip, özel eğitim gerektiren bireyin eğitsel tanılamasından önce; eğer tıbbî tanılanması yapılmamışsa tıbbî değerlendirilmesinin yapılması için aileyi yönlendirir ve ilgili kurumlarla iş birliği yapar. Ekip aile görüşmesi, tıbbî tanılama sonucu, testler ve gözlemler yoluyla bireyi eğitsel tanılama sürecinden geçirir. Bireyin gereksinimlerini belirler, destek eğitim plânını hazırlar, yöneltme raporu hazırlar ve özel eğitim hizmetleri kuruluna gönderir. Bu kurul da eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda bireyi uygun eğitim ortamına yerleştirir. Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar biyolojik, sosyal, psikolojik ve akademik açıdan değerlendirilerek uygun eğitim ortamına yerleştirilmesi yapılır. Buna paralel olarak öğrenci kaynaştırma programına, özel eğitim sınıflarına veya özel eğitim okulllarına (eğitim-uygulama okulu, iş eğitim merkezi ve meslekî eğitim merkezi) yönlendirilebilir.

Kaynaştırma; özel eğitim gerektiren bireyin, yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitim-öğretimlerini resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan, destek eğitim hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarıdır. Hafif ve orta düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar kaynaştırma eğitimi programından yararlanabilir.

Orta düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklardan durumları ayrı bir sınıfta eğitilmeyi gerektiren öğrenciler okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında özel eğitim sınıfı eğitiminden yararlanabilir. 

Hafif ve orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan ilköğretim çağı çocukları için, kaynaştırma uygulamaları esas olmakla birlikte, gündüzlü ilköğretim kurumları MEB tarafından açılır. Öğrencilerin bireysel yeterliliklerine dayalı gelişim özellikleri dikkate alınarak ilgileri, istekleri, yetenekleri ve yeterlilikleri ölçüsünde eğitim imkânlarından yararlanırlar.

İlköğretimlerini tamamlayanlara ilköğretim okulu diploması verilir. Bu öğrenciler bireysel gelişim özellikleri ve yeterliliklerine uygun orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarına yöneltilirler.

İlköğretimlerini tamamlayan, 20 yaşından gün almamış, orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olanlar veya ilköğretimlerini tamamlayıp genel ve meslekî orta öğretim programlarına devam edemeyecek özel eğitim gerektiren bireylerin, temel yaşam becerilerini geliştirmek, öğrenme gereksinimlerini karşılamak, topluma uyumlarını sağlamak, işe ve mesleğe hazırlamak amacıyla; farklı konu ve sürelerde meslek kurslarının düzenlendiği gündüzlü özel eğitim kurumları açılır. Bunlar meslekî eğitim merkezleridir.

Genel eğitim programlarından yararlanamayan, okul öncesi ve zorunlu ilköğretim çağındaki, ağır düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar için gündüzlü özel eğitim kurumları açılır. Bu okullarda, öğrencilerin, öz bakım ve temel yaşam becerileri ile işlevsel akademik becerilerini geliştirmek ve topluma uyumlarını sağlamak amacıyla gelişimsel eğitim programları uygulanır. Bu okullar eğitim ve uygulama okullarıdır.

Eğitim uygulama okullarını bitiren veya zorunlu eğitim çağı dışında kalan zihinsel öğrenme yetersizliği olanlar ve/veya genel eğitim programlarından yararlanamayan özel eğitim gerektiren bireylerin; temel yaşam becerilerini geliştirmek, öğrenme gereksinimlerini karşılamak, topluma uyumlarını sağlamak, onları işe hazırlamak amacıyla; farklı konu ve sürelerde meslek kurslarının düzenlendiği, gündüzlü özel eğitim kurumları açılır. Bu okullar iş eğitim merkezleridir.

Özel eğitim ve kaynaştırma uygulamaları yapılan okul ve kurumlarda özel eğitim gerektiren birey için BEP (Bireysel Eğitim Programı) geliştirme birimi tarafından bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlanır. Geliştirilen ve ailesi tarafından onaylanan BEP; bireyin, ailenin, öğretmenin gereksinimleri doğrultusunda hazırlanan ve hedeflenen amaçlarda verilecek destek eğitim hizmetlerini içeren özel eğitim programıdır. Bu program bireyin tüm gelişim alanlarında, gözlem, gelişim ve değerlendirme ölçekleri kullanılarak ve hedeflenen amaçların gerçekleşme düzeyi doğrultusunda değerlendirilir.

Ergenlik ve Yetişkinlik Dönemi

Bu dönemde, zihinsel becerileri ne düzeyde olursa olsun ona bir yetişkin gibi davranmak, onunla bir yetişkin olarak ilişki kurmaya çalışmak toplum içindeki yerini almasını kolaylaştıracaktır. Bu dönemde kazanması gereken farklı beceriler vardır. Özellikle iş becerileri, para kullanma, boş zamanlarını değerlendirme gibi sosyal beceriler, temel okuma-yazma, matematik becrilerine yönelik alacağı eğitim, okul döneminde kazanamadığı becerileri kazanmasına yardımcı olacaktır. Unutmamalıdır ki çocuk çeşitli sosyal ve bağımsız yaşam becerilerini kazanmadıkça, zihinsel becerileri ne düzeyde olursa olsun, çocuğun toplum içinde bağımsız yaşaması mümkün olmayacaktır.

Çocuk hafif dereceli zihinsel özürlü ise birçok beceriye sahiptir, gözetim/yardım ile birçok işin gerektirdiği işlevleri yerine getirebilir. Onun için hangi işin uygun olduğunu, varolan iş becerilerini anlayabilmek için eğitim aldığı kurumlardaki öğretmenler ve uzmanlarla konuşabilirsiniz.

Ağır dereceli zihinsel özürlü çocuklarda ise öncelikli hedef, onun çevresine kendi sınırları içerisinde en az bağımlı yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle, giyinme-soyunma, yemek yeme, tuvaletini yapma, yardımla da olsa basit ev işlerini yapma gibi günlük yaşam becerilerini kazanmasına yardımcı olunmalıdır.

 

7 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/1/2007 - iletişim

Kategori: okuloncesi

ANNE – BABA VE ÖĞRETMEN OLARAK ÇOCUKLA İLETİŞİM

 

Çocuğun fizik ve akıl sağlığı için normal gelişmesi, hepimizin amacıdır. Bunun için çocuğun insan ilişkileri açısından da yaşamını sürdürmesi gerekir. Bugün eğitim, öğretim ve sağlık koşullarını dengelemekle, daha kişilikli ve başarılı gençler yetiştirme olasılığı artmış olur. Davranış bozukluklarında tedavinin temelini, çocukla, anne-baba-öğretmen- çevrenin çocuğa karşı tutumunu düzeltmek oluşturmaktadır.

Çocuğun kendi ayakları üzerinde durabilmesi, öz güveninin gelişmesi, kendisi ve çevresi ile barışık olabilmesi, kendisini düzgün ve doğru ifade edebilmesi aile ve öğretmenlerin vereceği eğitim ve iletişime bağlıdır.

Çocukla iletişim, yalnızca bilgilendirme anlamına gelmez. Bu şekilde duyulmadığını, anlaşılmadığını gören çocuk duygularını ifade etmek için davranışlarında aşırıya kaçar, daha çok ağlar veya hırçınlık ederek kendisini duyurmaya çalışır; içe kapanık ve asosyal olur.

İletişim çocukla bütünleşmek, onun bazı etkinliklerinde beraber olmak, bir birey olarak onun gerçeklerini anlamaya çalışmaktır. Yetersiz iletişimin çocuğun başarısını etkileyeceğinizi unutmayınız; iletişim yetersizliği çocuğun kişilik yapısını, cinsel kimliğini ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Çocuklar, genellikle iletişim kurulmaması , dinlenmemesi nedeni ile hırsızlık, tırnak yeme, okulda tembellik, derslerde olumsuz davranışlar sergileme, saldırganlık gibi belirtiler ortaya koyar.

Çocukla iletişim esnasında iletişimi engelleyen yaklaşımları: 

A-Emrivaki konuşmak (Bunu söylediğim gibi yapacaksın, yoksa...), 

B- Ders vermek (Ben sizin yaşınızda iken...), 

C- Alay etmek ( Bu yaptığın çok aptalca.), 

D-Küçük düşürmek (senin yaşındaki çocuğun bunu bilmesi gerekir.) bu şekilde bir yaklaşım tarzı sergilendiğinde çocuk direk olarak iletişimi keser ve olumsuz davranışlara arttırarak devam eder. Çocukla konuşurken dinlemek çok önemlidir. Yanlış dinleme şekilleri ise ; 

a-Seçerek dinleme (konuların içerisinden kendini ilgilendiren bölüm hakkında konuşma 

b- Savunucu dinleme (çocuğu dinlerken bazı konuları kendi üzerimize alınarak savunmaya başlamak) 

c- Tuzak kurarak dinlemek (“ acaba neyi yanlış yaptı” diye düşünerek merak edilen durumlar doğrudan sormak yerine yan yollardan sormaktır. Tuzak sorular başladığı zaman çocuk doğru olmayan konuşmalar içerisine girer. )

Çocukla konuşurken yanıtın evet veya hayır olabileceği gibi kapalı sorular çocukları konuşmadan uzaklaştırır. Yanıtı belirleme çabası içerisinde olan sorularda ( Her şey iyi mi?, Burada yaşamaktan mutlusun değil mi?) çocuğa soruyu soranın olumsuz bir yanıt almak istemediğini hissettirdiğinden, çocuklar bu tür sorulara rahat yanıt veremezler. En ideal konuşma ortamı gerçekleştirmek, ucu açık sorularla veya yorumlarla mümkündür (Sonra ne oldu?, Bana ailenden bahset? Sonra ne yaptın? Burada yaşamanın zorluklarını bana anlatır mısın?). Bu tür sorular çocuğa onunla ilgilenildiği ve anlama çabası içine girildiği mesajını vermektedir. Çocukla iletişim kurarken ona olumlu bir bakış açısı ile yaklaşılmalı ve gerektiğinde onurlandırılmalıdır (Bugünkü matematik sorularını çok güzel çözdün vb.).

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuklarını istedikleri davranışlara yönlendirebilmek için ikna etme yolunu kullanmaları ve destekleyici tutum içinde olmaları halinde, beklentilerine olumlu cevap alırlar ( okula yeni başlamış bir çocuğun ilk karalama çabası beğenilip takdir edildiğinde çocuk karşısındakini memnun etmek ve beğeni kazanmak için daha çok çalışma isteği doğurur. “Aferin, güzel oluyor! İstersen bir kez daha deneyebilirsin “ gibi sözler çocuğu cesaretlendirir. Tersine “Beceriksiz, o öyle değil böyle yapılır. İyi bak ta öğren” şeklindeki eleştiri içeren sözler ise onu hayal kırıklığına uğratır ve yeni girişimlerden alı koyar. Sorunların çözümünü saldırganlık ve şiddet yolu ile gösterdiğimizde çocukta arkadaşları ile olan problemlerinde bu yolu deneyecektir.

Anne-baba-öğretmen çocukla konuşurken ona karşı yargılayıcı ve suçlayıcı olmamalı, çocuğun herhangi bir davranışı düzeltilirken “sen” yerine “ben” mesajı kullanılmalı. (örn.: ders anlatırken daha çok sessizliğe ihtiyacım var. Sen konuştuğunda benim dikkatim dağılıyor ve size anlatacakları vermem gerektiği kadar iyi veremiyorum vb. ), “sen “ mesajında ise ( sen yaramazsın, sen aptalsın vb.) çocuk kendisini savunmak zorunda hissedecek o da benzer karşılık verecek ve böylece iletişim ortadan kalkacaktır. Bundan daha da kötüsü çocuğu küçük düşürücü konuşma biçimidir. Eğer çocuğa sürekli olarak onun kötü, aptal ve düşüncesiz olduğu biçiminde mesajlar verilirse, yalnız çocukluk döneminde değil, belleğinde o biçiminde yer ettiği için sonraki yıllarda bile birey kendine o biçimde algılayabilir ve toplumla olan ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir. Doğal olarak, her çocuk “ ben” mesajlarının başlangıçta algılayamaya bilir ve bu yöntem yararlı olmayabilir. Bu durumda bile belki başka bir biçimde ya da daha değişik bir ses tonu ile, “ben “mesajları verilmesi sürdürülmelidir. Çocuğun bu durumları alışması için biraz zaman tanınmalıdır. çocuğu dikkatle dinleyip onu anladıktan sonra yaptığı davranışların altında yatan değişik korku ve endişelerin olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu duyguları sözcüklerle belirtmek için konuşma arasına girerek “ sanki bana biraz korkmuşsun, üzgünsün... kızgınsın... gibi geldi” gibi cümlelerle altta yatan duygular çözülebilir. Çocuğun söylediklerini anlamak onunla iletişim kurmak demek onun söylediklerine ekleme yapmamak, onun söylediklerini açmak demektir. Sağlıklı bir konuşma yaparken cümleye “ben” diye başlayın, suçlama, genelleme ,yargı ve yorum yapmayın. Çocukla konuşurken göz teması çok önemlidir. Onun söylediklerine ilgi gösterdiğini belirtmek için arada bir baş sallayarak onaylamak, ya da “evet anlıyorum” gibi karşılık vermek çocuğun konuşmayı sürdürmesine destek olacaktır.

Anne-baba-öğretmen kendi beklenti veya düşüncelerine uymasa bile çocuğun konuşmasını kesmeden, eleştirmeden dinlemelidir. Çocukla konuşulurken yargılayıcı veya suçlayıcı olmamalıdır.

Anne- baba-öğretmen olarak çocukların bize saygılı davranmasını istiyorsak, bizimde onlara saygıyla dinlememiz ve olayları bir de onların gözü ile bakarak onları anlamaya çalışmamız ve çocukla iletişimimizi maksimum düzeyde tutmamız gerekmektedir. Çocuğu yetiştirmek ve eğitmek demek aslında kendimizi eğitmek ve yetiştirmek demektir.

 

 

 

İLETİŞİMİN TEMEL KURALLARI

Çocuklarla iletişim kurarken izlenmesi gereken bazı temel kurallar.

 

Yapılması gerekenler

Yapılmaması gerekenler

·               Yumuşak bir sesle konuşun

·               Yeri ve zamanı uygun olduğunda şaka yapın ve gülümseyin

·               Göz teması kurun

·               Çocukla yüz-yüze konuşun

·               Açık uçlu sorular sorun

·               Basit ve anlaşılır bir dil kullanın

·               Geri bildirim verin

·               Empatik, sabırlı ve kabul edici olun

·               Etkileşime önem verin, uygun olduğunda kişiye dokunun ve sarılın

·               Dikkatli bir şekilde dinleyin

·               Daha iyi anlamak için sorular sorun

·               Somut ve belirli önerilerde bulunun

·               Konuşulanları yarıda kesmeyin

·               Yargılamayın ve eleştirmeyin

·               Çok fazla konuşmayın

·               Anlatılanlara gülmeyin ve insanları utandırmayın

·               Saldırgan olmayın

·               Duygularınızı gizlemeye çalışmayın (çok abartılı olmayan bir biçimde duygunuzu gösterebilirsiniz)

·               Zıtlaşmayın ve tartışmayın

·               Kişi veya çocuk çok etkilendiğinde veya ağlamaya başladığında tedirgin olmayın.

·               Ne olursa olsun savunmaya geçmeyin, sadece dinleyin

·               Dinlerken başka şeyler yapmayın

·               Çocuğu erken kararlar vermeye zorlamayın.

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/12/2006 - Kadınlar ne isterler?

Kategori: masal,hikaye

TATLI CADI!!

Kral Arthur, bir soruya doğru cevap verebilirse hayatı
kurtulacak, aksi takdirde ölecektir. Soruya cevap verebilmesi
için 1 sene süresi vardır. Soru aynen şöyledir:

KADINLAR NE İSTERLER?

Bu soru tabi ki, dünyanın en zor sorusu. Ancak,
kralın fazla bir tercih şansı yoktur.
Ülkesine geri döner. Türlü alimlere, bilir kişilere danışır
ama soruya tam bir doğru yanıt bulamaz.
Bu sorunun cevabını sadece yaşlı bir cadı bilmektedir.
Artık en son gün gelmiştir ve Arthur mecburen cadıya gider.
Cadı soruya cevap verecektir ancak bir şartı vardır.
Cadı cevap karşılığında Arthur'un yakın arkadaşı,
en iyi ve yakışıklı şövalyesi ile evlenmek istemektedir.
Arthur yıkılır ve bunu kabul edemeyeceğini söyler
ve cadının yanından ayrılır. Şövalye olanları duyar,
krala koşup hiçbir şeyin Arthur'un hayatından daha önemli
olamayacağını söyler. Ve cadıdan cevabı alırlar.

KADINLAR HER ZAMAN KENDI ÖZGÜR
İRADELERİYLE KARAR ALMAK ISTERLER.

Evet kesinlikle doğru olan bu cevap sayesine kralın
hayatı kurtulur ancak, şövalyenin hayatı sönmüştür.
Nihayet şövalye için en kötü an yani,
gerdek gecesi gelir. Ancaaaakk...Odaya girdiğinde
karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadınını görür.
Şövalye şaşırır ve sorar. "Sen kimsin?".
Kadın cevap verir:. "Ben evlendiğin cadıyım.
Ancak gündüzleri son derece çirkin ve geceleri
son derece güzel olurum. Ya da, gündüzleri
son derece güzel ve geceleri son derece çirkin olurum.
Nasıl gözükeceğime sen karar vereceksin".
Şövalye çok kısa bir süre düşünür.
Geceleri mükemmel bir sevgili mi yoksa
gündüzleri eşiyle beraber kazanacağı saygınlık mı?
Ve şöyle cevap verir: "Nasıl olmak istediğine sen karar ver
lütfen, ben senin her haline karşı saygılıyım."
Cadı bu karar karşısında çok sevinir. "Sen bana
seçme özgürlüğünü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem.
Bu yüzden ömür boyu yanında güzel ve
saygılı biri olarak gözükeceğim".
sonuç ?
KADINLAR, İSTER, SON DERECE GÜZEL...
İSTER, SON DERECE ÇİRKİN OLSUN...
HERZAMAN CADIDIRLAR ...
:))))
AMA TATLI...

 

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

"YAŞAMIN SİHİRLİ YILLARI"

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

kartopum
hurulayn
nancy1
serhendi
kutular
Çağatay Şengün
kuzeydenizi
beyazatliprens
halenze
fatoscb
ahuzeren
genocide
ozlemayyildiz